Atak

indirPerdeler kapalı uyuyacağım bu gece.

Bazen sadece hayalsin sanıyorum. Herhangi biri. İçinde yaşayıp yaşayıp, gerçeğe döndüğümde, derin bir nefese dönüşen. Ama peşinden koşmayı sanki artık beceremeyeceğim…

Ben bittim. Barışamıyorum.

Bir mutluluğun aslında ne olduğunu bilmek lütuf, bir de her koşulda hayal kurabilmek. Hayal kuramıyorsan ne önemi var? Hayal de kuramıyorsam neyin önemi var?

Yüksek binalarının arasında içmeden sarhoş sallanırken ben, güldüm. Hiç gülmediğim kadar. Şimdiyse öylesine uzaksın.

Boğaz’ında falan değil gözüm, ben nefesim ol istiyorum. Damarlarımda gez, ben seni yaşamak istiyorum.

Seni hep dişi sayıyorlar halbuki hiçbir erkek için ağlamadım böyle.

Sen aklım fikrim; sen göğsümde acı… Sen ölmek istediğim yer.

 

Tac Mahal

Şah Cihan’ın sevgili eşinin ölümünden sonra yaptırdığı anıt mezar… Hepimizin ezbere bildiği bu yapıt, yalnız bu bilgiyle sınırlı kalır her zaman. Peki, bu ünlü mimarinin hikâyesini merak etsek, araştırsak karşımıza neler çıkar?

Şah Cihan, Hindistan’da 1526-1858 yılları arasında hüküm süren Türk-Müslüman devleti  Babür  İmparatorluğu’nun 6. hükümdarıdır. Tüm tarih kitaplarında ismi geçen Şah Cihan’ın sevgili eşi ise Mümtaz Mahal (Ercümend Banu Begüm)‘dir. Mümtaz Mahal, Şah Cihan’ın 7 eşinden en sevdiği eşidir.

photo.php

Hazin hikâyemiz, Şah Cihan’ın bir isyanı bastırmak için Burhanpur’a yolculuğu sırasında cereyan etmiş. Mümtaz Mahal, Şah Cihan’ın çıktığı seferlere her zaman onunla birlikte katılırmış. Bu sefer sırasında da eşine eşlik etmek istemiş. Lakin bu defa öncekilerden farklı bir durum mevcut; Mümtaz Mahal, Şah Cihan’ın on dördüncü çocuğuna hamile… Sefer sırasında doğum yaparken Mümtaz Mahal vefat etmiş…

photo.phpŞah Cihan, çok sevdiği eşinin ölümünün ardından iki yıl yas tutmuş. Devlet işlerinden elini eteğini çekmeye başlamış ve mimariye merak salmış. Doğum sırasında ölen kadınların kutsal sayıldığı Hindistan’da Şah Cihan, insanların gördüğü en güzel anıt mezarı yaptırmak üzere ahd etmiş.

Kendisine iki bine yakın proje sunulan Şah, en sonunda şu anki mimaride karar kılmış. Yapımı 21 yıl süren bu muhteşem yapıtta yaklaşık 22 000 işçi çalışmış. Ayrıca yapılırken filler de büyük işleve sahip olmuş.

Tac Mahal’in mimarları ise  Mimar Sinan‘ın talebelerinden Mehmet İsa Efendi ve Mehmet İsmail Efendi… Bu mimarlar İstanbul’dan özel olarak çağrılmış.

Bu mükemmel yapı kendisiyle birlikte birçok efsaneyi de beraberinde getirmiş. En çok dile getirileni ise, yapımı sırasında çalışan işçilerin tekrar böyle bir bina inşa etmemeleri için kollarının kesilmesi… Lakin insana çok ürkütücü gelen bu efsanenin gerçek olmadığı  tarihçiler tarafından belirtilen bir hakikat. Bir diğer efsane ise, kubbelerin yapımı sırasında inşa edilen iskelelerin sökülmesi ile alakalı. İskelelerin sökülmesinin 5 yıl alacağı haberi Şah’a bildirildiğinde, halka sökülen her tuğlanın söken kişide kalacağı söylenince iskelenin 1 gecede sökülmesi…

Şah Cihan, Tac Mahal yapıldıktan sonra, onun karşısına, yapımda kullanılan mermerlerin siyahından bir kopyasını yaptırmak istemiş lakin yapımına başlanan siyah Tac Mahal sonraki imparator tarafından yıkılmış…

Şah Cihan, Tac Mahal’in yapımından kısa bir süre sonra oğlu tarafından tahttan indirilmiş ve geri kalan ömrünü Tac Mahal manzaralı odasında geçirmiş.

Dünyanın 7 harikası arasında sayılan bu muhteşem mimarinin hikâyesi de bu şekilde.

Selametle…

Üç Nokta

ı. ANLATICI: KAYIP KADIN

Geceyi sever misiniz? Siz bayım, gecenin karası gözlerinizde, dumanı geceye üfler misiniz? Beni tanımıyorsunuz, hala… Satırlarım var benim üstünü karaladığım. Kilometrelerce uzaktasınız değil mi? Üstünü karaladığım yollar var benim. İki satır yazsam karalar mısınız üstünü, kalbinizle? Yo bekleyin, kalbinizi emanet alabilir miyim kısa bir süreliğine? Avuçlarıma bırakın usulca, söz, aldığım gibi geri vereceğim. Sadece biraz hayal kurmamız lazım. Bir deniz kenarındayız. Siz sever misiniz öfkesini dalga sesleriyle kıyıya vuran, masmavi denizi? Şimdi çırılçıplak ayaklarımız, çırılçıplak duygularımız kumların canını acıta acıta koşuyoruz. Ama korkmayın biz mutluyuz. Gülüyoruz. Gözlerinizden anlayamıyorum hiçbir şey. Tavırlarınız mı? Bir çocuk kadar çekingen, bir genç kız kadar kaçak, bir erkek kadar yaklaşan… Anlamıyorum, hiçbir zaman anlamayacağım. Bir sigara daha yakıyorsunuz, ılık nefesinizle katmer katmer geceye karışıyor dumanı. Seviyor musunuz beni? Sever misiniz? Sevdiniz mi? Ah, lütfen alın artık kalbinizi elimden, ona bir zarar vermeden. Birazdan güneş doğacak. Siz  bayım, geceyi benim sevdiğim kadar sevin yeter (!)

2.ANLATICI: KENDİNİ ASLA BULAMAYACAK OLAN ERKEK

Güneşin doğuşunu sever misiniz? Siz bakmaktan korktuğum siyah gözlü kadın, bitmeyen sessizliklerin sustuğu gecenin tükenişini sever misiniz? Kalbimi versem avuçlarınıza alır mısınız? Zararı yok, acıtın; sadece avuçlarınızda tutar mısınız? Çakmağın sesi karışıyor yüzünü usulca gösteren güneşe. Hayal kurmama izin verir misiniz, saklıca? İhtiyacım var size. Sonbahar yapraklarının düştüğü bir yoldayız. Her yer turuncu, sarı, kırmızı boy boy yapraklar. Yol kenarlarında sıra sıra ağaçlar. Onlar yapraklarını dökmemiş hala yeşiller. Yürüyoruz. Kulaklarımızda kırılan yaprak sesleri… Yo hayır korkmayın, mutluyuz, gülüyoruz. Simsiyah gözlerinizle bana bakıyorsunuz. Anlamıyorum seviyor musunuz beni? Sever misiniz? Sevdiniz mi? İçimdeki son nefesi veriyorum sigara dumanıyla dışarıya. Neden geri verdiniz kalbimi? Yaprak sesleri batmamıştı benim yüreğime. Lütfen alın onu geri benden. En azından bitiyor gece… Siz siyah gözlü kadın, gündüzü benim sevdiğim kadar sevin yeter (!)