Osmanlıya Çeyiziyle Giden Türk Hatun: Devlet Şah Hatun

Nerede bir tarih dersi varsa muhakkak bahsi geçer Devlet Şah Hatun’un, lakin ismi hiç bilinmez. Osmanlı Kütahya, Tavşanlı,  Emet ve Simav’ı Yıldırım Beyazıt ve Germiyanoğulları beyinin kızının evlenmesiyle topraklarına, çeyiz yoluyla katmıştır. Evet bu cümleyi az buçuk bir yerlerde tarih dersi görmüş her Türk genci bilir. Peki kimdir bu çeyizi toprak olan Germiyanoğlu prenses?10719437_10204484819296468_2029359290_n

Pek az bilinse de bu hatunun adı Devlet Şah’dır. Çok eskiden bir yerlerde okuduğumu hatırladığım kadarıyla da diğer bir ismi Ayşe Devlet Şah Hatun’dur. Yıldırım Beyazıt’ın 3 eşinden biridir (Diğer eşleri ise Sırp kralının kızı Olivera Despina Hatun ile Aydınoğulları beyinin kızı Hafsa Hatundur. Başka eşlerinin olduğunu yazan yerler de var, lakin ben 3 olduğunu daha gerçekçi buldum).

Ekseriyetin de bildiği gibi Osmanlı Hanedanı’nın soyu Osman Gazinin, Peygamber Efendimiz (sav) soyundan gelen Şeyh Edebali’nin kızıyla evlenmesi münasebeti ile Peygamber Efendimiz(sav)’e dayanmaktadır. Yani kutlu bir soydur. Devlet Şah Hatun ise, Hz. Mevlana’nın oğlu Sultan Veled’in kızı Mutahhare Hatun ile, Germiyan beyi Süleyman Şah’ın kızıdır. Yani o da Hz. Mevlana’nın soyundan gelmekte, kutlu bir soya mensup olmaktadır.

Tam olarak bilmesem de okuduğum şeylerden anladığım kadarıyla Germiyanoğlu beyinin aile efradına ‘Şah’ ismi ekleniyormuş o zamanlar, zira nerede bahsedilse o aileden olanlardan ‘şah’ olarak bahsedilmekte. Devlet Şah Hatunun ismindeki ‘Şah’ da buradan gelmekte sanırım.

Bu konuyu okurken bazı yerlerde Yıldırım Beyazıt’ın Germiyanoğulları’ndan aldığı bir de ‘Devlet Hatun’dan bahsediliyor ve Yıldırım Beyazıt’tan sonra tahta geçen Sultan Mehmet Çelebi’nin de onun oğlu olduğu yazıyor. Devlet Şah Hatun’un ise yalnız Musa Çelebi ve Mustafa Çelebi olarak 2 oğlu olduğu yazıyor (Çok daha başka isimler yazan yerler de var), yani bazı yerlerde böyle ama bazı yerlerde, ki buralar daha kuvvetle muhtemel haklı yerler, Mehmet Çelebi’nin annesinin Devlet Şah Hatun olduğu yazmakta…

Şöyle ki; Çelebi lakabı o zamanlar Hz. Mevlana’nın torunlarına verilen bir lakapmış ve Germiyanoğulları’nda da, bahsedilen, Hz. Mevlana’nın tek bir torunu var; o da Devlet Şah Hatun. Ki aynı annenin iki kızına da ‘Devlet’ ismini verip, iki kızını da aynı anda aynı damatla evlendirmesi bana pek akla yatkın gelmedi.. Yani kuvvetle muhtemel ki Mehmet Çelebi’nin annesi Devlet Şah Hatun…

Gelelim Yıldırım Beyazıt’la evlenmelerine… O zamanlar Konya’da hüküm süren Karamanoğulları Beyliği kendisini Anadolu Selçukluları’nın mirasçısı olarak görmekte ve tüm Anadolu beyliklerine kafa tutmaktadır. Hatta bunun için savaş açmakta ve başarılı da olmaktadır…  Germiyanoğulları beyi Süleyman Şah ise bu gergin dönemde Karamanoğulları’na yem olmak istememekte, çareyi ise günden güne güçlenen Osmanoğulları’nda görmektedir. Ve Osmanlı’nın 3. padişahı Murat Hüdavendigar’ın oğlu Beyazıt ile kızını evlendirmeyi uygun görür. Bu teklifi Osmanlı’ya sunar ve onlar da kabul eder.

Hz. Mevlana’nın soyundan gelen Devlet Şah Hatun özenle yetiştirilmiş, eğitilmiş, bilgi yönünden fazlasıyla zengin, veliaht doğurabilecek soylulukta, bir devlet yöneticisine layık bir gelin adayıdır.

Devlet Şah Hatun 14, Yıldırım Beyazıt ise 18 yaşlarındayken Bursa’da muhteşem bir düğünle evlenirler. Evliliklerinden sonra da Yıldırım Beyazıt 11 yıl Kütahya’da Sancak beyliği yapar ve toplamda 25 yıl evli kalırlar.10723180_10204484818376445_926641766_n

1402 Ankara Savaşı’nda Yıldırım Beyazıt esir düştükten sonra 1414’te Bursa’da vefat ettiği yazıyor Devlet Şah Hatun’un. Öldüğünde oğlu Mehmet Çelebi henüz tahta geçmediği için hiç ‘Valide Sultan’ ünvanı almamış.

Seneler evvel bir yerlerde okuduğum kadarıyla Devlet Şah Hatun bir Osmanlı sultanıyla evlenen son Türk kızıymış. Zira Ankara Savaşı’nda Osmanlı yenilince Timur, Yıldırım Beyazıt’ın eşi olan bu hatuna askerlerin önünde, kötü bir vaziyette içki ikram ettirmiş… ‘Bir Türk kızının böyle bir duruma düşmesi Türk kızının onuruna yakışmaz, bir daha hiçbir Türk kızı bu duruma düşmemelidir, Türk kızının şerefi korunmalıdır.’ denilerek Osmanlı padişahlarının Türk kızlarıyla evlenmeleri yasaklanmış. Hatta Devlet Şah Hatun için Hürrem Sultan’a değin bir Osmanlı padişahıyla, resmi nikahlı olarak evlenen son kadındır, da denir. Hani Osmanlı padişah eşlerinin hep yabancı olması eleştirilir ya, bu durum yabancı sultan eşlerini de açıklıyordur belki. Kim bilir…

Selametle…

Birlikte Tutarız Yasımızı

Soydum kalemimi, iç giysilerine kadar hepsinden kurtardım. Anlatılamaz olanı anlatmaya niyetlenince en saf halinde kalmalıydı anlatıcı. Yan yana harfleri sıralamaya çalıştıkça tamamlayamadığım bir gerçeklik takıldı kalemimin ucuna. Yaslardan yas beğenemedim. Yaslardan hiçbirini yakıştıramadım. İçimde dayanılmaz bir huzur… Güvende olduğunu hissediyorum. Güvende olmanı istiyorum. Gözlerimiz göremeyecek, sesini duyamayacağız bir daha, rüyalarımıza bile girmeyeceksin belki, kim bilir. Bu ayrılığın yerini yazsam, zamanına dolayıp çöpe atasım geliyor. Kelimeler hiçbiri… Hiçbir kelime yok acının rengini yansıtabilecek. Şeffaflığa ihtiyacım var. Ruhumun dehlizlerinden bulup çıkartacak bir el… Bundan böyle göz açmadan ilerleyeceğim. Bir körle eşit şartlarda. Duymayacağım gürültünün seslerini. Yalnızca kulaklarımı sessizliğe kabartacağım. Anlamlandıracak tek hikâyemi onun ardına sakladım. Şimdi susun. Tüm kelimeler sussun. Tüm yıllar, geçen zamanlar, geleceğini umduğumuz zamanlar, her şey bir anda sussun. Acımızı bize bırakın. Gözler kelimelerden daha iyi yas tutuculardır. Birlikte tutarız yasımızı.

Kelimelerle karşı çıkabilmek …

Daha ufağım… Beş yaşlarında ya varım ya yoğum… Konuşmalar geçiyor büyüklerin arasında. Kimi ağlıyor, kimi gülüyor; kimini ise anlayamıyorum. Nedenini sorduğumda ise ‘Sana her şey toz pembe görünüyor’ diyorlar. Sanırım renklerle ilgili problemleri var, rengini sevmeyen ağlıyor. Ben seviyorum ama rengimi; nefret, kıskançlık, yalan kalbimi kapkara da yapabilirdi. Gözümü kör edebilirdi para hırsı. Kulaklarımı tıkayabilirdi sorumsuzluk. Ya da köpeklerine para verip minik yavruların üzerine bomba attırabilirdi güç…

Göç

Toprak değerlidir bizde, toprak kutsal. Tarih ise tekerrürden ibaret… Önceden kanla alınırdı savaşlar; kan dökülmeden, baş verilmeden terk edilemezdi vatan… Şimdilerde zulümle alınır oldu, çocukların bile başı kesiliyor. Annelerde feryat çığlıkları, babaların gözü yaşlı… Daha da acısı, birileri zulmederken insanlığa… birileri gülüyor, birileri susuyor, birileri de eğlenerek karşılık veriyor buna. İnsanlık zulme dayanamadı da göç etti başka dünyaya.