Bayram şeysi :)

bayram-şekeriDostlar!

Allah kimseleri ilk gün kavurmasız bırakmasın. Zira şu an bu cümleleri yazanın aklında bütün gün kavurma vardı.

Sevdiklerinin, ailelerinin yanında olamayanlar için Dilemma hazır ve nazır beklemektedir, diyerek Güzin ablalık bile yapabiliriz bayram hatırına.

Şaka şaka.

Sağlıklı, mutlu, huzurlu, sevdiklerinizle geçen harika bir bayram diliyoruz. 😉

-Dilemma Dergi

görsel : halenur.net

Bir Başka “Kurban”

Birçoklarını kurban ettik içimizde oysa hepsinin adı “sevgiydi”.

***

Hz. İbrahim, oğlu İsmail.

Bir baba, bir oğul. İki insan, iki peygamber.

Gecede bir düş; arkasında, önünde, dışında ve merkezinde bir dava.

Düşün adı…

Babanın zihninde dönüp duran bir söz oğla dönüşür. Oluveren oğul sözün içinde yoğrulur.

Mayası tutan sözün vakti gelmiştir, pişecek.

Elinde bir bıçak, bir baba az sonra evladının başına tutacak. İnsaniyettir elbet zor gelecek; candan can almak.

Babasının davasına talip olmuş oğlun dilinde birkaç cümle:

“Babacığım! Sana ne emredildiyse yap. İnşallah beni (Allâh’ü Teâlâ’nın bu imtihanına) sabredenlerden bulacaksın.”

Bunun adı en çok teslimiyet.

Baba sürdü bıçağı evladın boğazına, az sonra akacak kan. Fakat eti kesip ruhu kesemeyen bıçak o an kör. Tene dokununca okşamaktan başka iş görmüyor.

Davanın asıl sahibi sesleniyor, bunu biz duymuyoruz ama O bildiriyor:

Ey İbrahim! Gerçekten sen rüyana (emredileni yerine getirmeye azmetmek suretiyle) sadakat gösterdin. Bu sana yeter. Şüphe yok ki Biz emre imtisal etmekle nefislerine iyi davrananları böyle mükafatlandırırız. Muhakkak ki bu, açık bir imtihandı. Ve ona (boğazlamak ve emredilen işi yerine getirmek üzere) büyük bir koçu çocuğun yerine fidye verdik. (Sâffat-99-107)

Düşün adı böylece “kurban” oluyor.

***

Kurban.

Bu defa üzerinde beni çok farklı düşündürüp, bir düş’ün içine hapsediyor.

Anlıyorum asıl mesele elinde bıçak cana dayanıp, birkaç damla kan akıtmak değil toprağın bağrına. Biliyorum bu da bir mesele. Lakin aslolan düşe, düşün içine düştüğü bir davaya sahip olabilmek.

Ve Dücane Cündioğlu bunu çok güzel özetliyor:

“İbrahim’in oğlunu kurban etmek isteyişi bir düş uğrunaydı, düşün yoksa o bıçağın elinde işi ne?”

***

Kurban.

Zihnim kendi hayatıma dalıyor.  İnsanın iç muhasebesi önemli.

Soruyorum “Bugüne kadar neleri feda ettin ne uğruna?”

Aklıma boşa harcanmış zamanlarım, ders uğruna derecesi artan gözlerim, bir müziğin içine hapsettiğim insanlar, hep özlediklerim, tanımadığım insanlara dahi ettiğim tebessümlerim, az görülen ama can sıkan suratsızlıklarım, alışveriş merkezlerinde harcadığım beş kuruşlarım, bayramlarda öptüğüm eller…

Aklıma aşklarım, ritmimi yakalayamayan kalpler, ritmine ayak uyduramadığım kalpler, hızlı kılınmış sabah namazları, babamın yeşil gözleri geliyor…

Hepsinden fedakârlık ettim diyemem.

Hepsini sevdim diyebilirim belki.

Ve utanarak “kimin için sevdim, kimin için ağladım, kimin için bildim” bunları diyemem.

Diyeceğim tüm bunların asıl sahibi hep benimleydi ama ben ne kadar onunlaydım onu bilmiyorum.

Ve şu an yola çıktığım sorudan asıl sormam gereken soruyu bulduğuma inanıyorum.

***

Bayram gecesi yazıyorum bu satırları ve yorganımın içinde saklamıyorum kırmızı ayakkabılarımı. Eski bayramlar nasıllar ve nasıl özlenirler bilecek kadar yok yaşım. İnanıyorum ki ama kalbim yaşımdan büyük…

Bildiğim şey yarın tüm büyükler ve tüm küçükler bir sebepten bir parça gülsün ve o bir parça büyüyüp bir ömür olsun istiyorum.

Bildiğim şey yarın eksik kalmış anlar, eksik kalmış duygular yeniden yaşansın; unutulup aranmayanlar, kırılıp incinmişler yeniden hatırlansın istiyorum.

Bildiğim şey yarın sevginin adı, anlamı bir daha düşün alın yazısına kader “aşk olsun” istiyorum.

Bildiğim şey yarın kardeşlik Türkiye’den doğup dünyaya yayılsın istiyorum.

Bildiğim şey yarın Mısır’da, Gazze’de, Kabil’de, Bağdat’ta, İstanbul’da ve Bosna’da, Berlin’de, New York’ta yani dünya denen yuvarlağın üzerinde olanların üzerine bayram gelsin istiyorum.

İstediğim şey yarın “bayram gerçekten bayram” olsun !

***

Hepimize eskinin içine yeni başlangıçlar karıştıran güzel bayramlar…

H.A./ Ekim 2013

***

Twitter: @hllyk

Hıçkıran Gece

Baş ağrım.

Bir gecenin sessiz hıçkırıkları.    

Hıçkıran gece.

Yaşanamamış bir bayram gecesi bu. Yaşanamayacak bayramlardan birine gebe. Güneşin doğuşunu hayra yoracak kadar bile dirayet kalmadı sanki yeryüzünde.

Ve gözleri bağlı insanlara ithafen yazılıyor cümleler. Gözleri ölesiye bağlı insanlar cümlelerdeki ahengi duyamazlar. Canından ciğerinden de olsalar.

Eşsiz bir gece hayal etmemiştim. Olacağından fazlasını beklemem zaten, huyum değildir. Ama sormayın işte. Yüreğime ninniler söyleyin siz sadece, eşlik eder gibi yaparım.

Kelimeler geldi dilime. Hıçkırdım. Söyleyemedim. Bilir misiniz, söylenmemiş kelimeler nasıl ağırlaşırlar. Sonra baş ağrısı. Devamını anlatmamın gereği var mı?

Bir aynanın sırrının çözülmeye başladığı bir yaşanmışlık hayal edin. Adım kadar yıldır tanıdığım insanlar var benim. Adım kadar yıldır yüreğime bile sığdıramadığım. Ve adımdan büyük insanların yerlerde süründüğü zamanlar içindeyim. Bu yerlerden o yerlere sürekli.

Cümleler yarım yamalak, yorgunum. Ama yine de yazmak savaşmaksa, korkarım, ondan da vazgeçeceğim.

Kırın-tı-M

Ölümle aramda hiçbir fark yok gibi
Yatağımda sırt üstü uzanmış
Işıkları kapatmış gece yine
Yatağım çoktan soğumaya başlamış
Ölümle aramda öyle uçurumlar yok
22 yaşındayım
Ne kadar da uzak görünüyor ölüm
Bazıları erken ölüyor demek
Dilim kurumuş
Ayaklarım soğumuş
Soğuk toprak kadar soğuk hava
Sessizlik
Sensizlik
Ve iliklerime dolan boşluk
Saç köklerim acıyor
Ölümle aramda hiçbir fark yok gibi
Kimse yok kadar kalabalık sokaklar
Kiminle konuştuğumu umursamayacak kadar yalnız sohbetlerim

Uzun yolculukların en güzel yanı yolculukların uzun sürmesidir. Bitsin ve eve döneyim, demek istemediğimizden yolu hep uzatırız. Giderken ve terk ederken en çok geri dönmekten korkarım, bu yüzden hep en uzak yerlere gitmişimdir. Geri döneceksem eğer bir gün, o kadar uzağa gitmeliyim ki dönmeye ömrüm yetmesin. Sevgi ne sıcak, tıpkı lavaboya boyu yetişmeyen bir çocuğun ancak parmak uçlarına değen su kadar: Sevgi. Ucundan yakalayabildiğin kadar işte. Ne kadar taşıyabilirsen parmaklarınla o kadar sevgi. Koruması çok zor.