Neymiş Bu Paylaşılmaz Olan?

Günümüzün kronik hastalığı nedir sizce? Şeker mi, yüksek tansiyon mu? Yoksa “Bu kadar maddiyatçı düşünmeyelim.” diyen, aklının bedenlerinden farklı işlediğini düşündüğünüz, bazen mahallenin delisi yakıştırması bile yaptığınız, soyut değerlere cebinizdeki değersiz kâğıtlardan daha fazla değer veren insanların dillerinden bir fısıltı gibi çıkacak olan yalnızlık mı?

Önce biraz kavram bilgimizi değerlendirmek gerekir bana göre, konuyu iyi irdelemek için? Nedir yalnızlık? Şu noktada kendini bilen bir insanın vereceği cevaptan önce, ciddi bir yutkunma hareketinin boğazından belli olması gerekir. Kendini bilen insan önce adamakıllı düşünür. 3 – 5 kendini bilmez, başlar sadece yalnızlığı tanımlamaya kelimelerin saçma sapan kombinasyonlarından anlam çıkartma gereksizliği işkencesiyle.

Öncelikle yalnızlık evrensel bir kavramdır. Yani bir cümle kurulacaksa eğer, tüm insanlığı tanımlayacak şekilde kurulmalıdır. Yalnızlık, sadece sevgilisinden ayrılan aşığın boynuna borç değildir. Yani yalnız insan, belki ailesi terk ettiği için yalnızdır, belki çok sevdiği kedisi terk etmiştir. Belki de terk olayı söz konusu olmamıştır. Yani, terk etmesi gereken varlık onunla hiç bir araya bile gelmemiştir. Bir ihtimal de olsa onu kimse anlamıyordur (bunu söyleyen insan intihar öncesi sondan 2. basamaktadır aman dikkat!). Bir nevi kötülüklerden kötülükler beğenme durumu gibi sanırım.

Yukarıda da açıklamaya çalıştığım gibi, yalnızlığın çeşitli başa geliş tarzları vardır. İşin kısası ve net bir tabirle; yalnızlık alın yazısıdır. Ve bu yazının ne kadar geçerlilikle yazıldığı önemlidir. Bazıları bu yalnızlığa kısa bir süre esir kalır, kimisi bir ömür boyu onunla gözlerini açar her yeni sabaha. Şu an sert bir rüzgâr esti gitti sanki odadan. Bir kere adı bile korkutucu, epey de ürkütücü. Koskoca yalnızlık ve sen yan yanasın düşünsene? Altın kadroyu biri sana sorsa ne diyeceksin? İlk 11 de 11 tane ben var, bir de teknik direktörümüz yalnızlık mı var diyeceksin? Bunu dedikten sonra müsait olduğun zamanda bir tane tuvalet bul da kus bir zahmet.

Yalnızlığın bir diğer özelliği de paylaşılmaz olmasıdır bana göre. Yalnızlığı paylaşabilecek biri yoktur çevrenizde. Zaten olsaydı, yalnız olmazdınız mantıken. Veya var olanlar da yalnızlığınızı engelleyebilecek kadar rütbeli değildir. Yalnızlığın kendine has bir soğukluğu vardır. Kendine has bir yaşam stili vardır. Tanımlarsınız birisine kendi yalnızlığınızı, o hiçbir şey anlamaz. Çünkü bir kere o, sizin yalnızlığınızdır. Asla benzemez başkasınınkine. Herkese farklı davranması zaten çözüm yolunu zorlaştırır. Yoksa her şey kolay olmaz mıydı, bir sivri zekânın, “Ben çözdüm artık! Herkese aynı çözüm yolunu uygulayacağız olacak bitecek!” seslerinin yankılanması kadar.

İnsan bünyesi oldukça zayıf. Zorlukla karşılaşıldı mı er meydanında, problemle savaşamaz; hemen korku, kaygı, heyecan tavan olur; yarım yamalak savunma mekanizmalarını çalıştırıverir. Vücut da ağlar, ağlayamazsa da kusar. Böyledir bana göre. İç dökmek daha ileri ve sarsıcı basamaklara taşır olayın gidişatını. Baktı ters mi gidiyor, hemen çevir yöntemi, yanmasın bireyimiz. Kaçar sürekli aciz insan. Aciz insana sorsan “Niye savaşmıyorsun?” diye, o da hemen başlar “Düşman çetin!” diye sayıklamaya. Evet! Düşman çetin ama, çıksa efeler gibi savaşsa yalnızlığıyla, biraz yara alsa ama yaralarından da önemli olan zaferi elde etse, o zaman gör şahlanışı. Kemikler demir oluverir. Bir an et kalkan olur, el pençe. İnsanın boyut değiştirmesi an meselesidir bana göre. Hayatının devrimlerini yapan insan hiçbir zaman o güce sahip olduğunu hissetmemiştir, ta ki zaman gelene kadar (yine inat eden kazanacak haliyle).

Uçurumun dibinden kurtulan hayatlar ilgilendirir beni zaten. Yolun sonunu görmemiş hayatlar pek risk de görmemiştir açıkçası. Kazanç riskle gelir. Hayat kazanmak için ise artçı şoklardan ziyade büyük depremler gerekir, ama ondan daha önemlisi de bunlara direnip kazanmış olmak gerekir. Yalnızlık insana uçurumun dibini hızlı tanıtır, dibe hızlı götürür. O zaman yenebilecek güce sahip olanlar kendini heder etmemeli kesinlikle. Zaferin kendine has kokusu vardır. Lütfen bunu koklamaya çalışın sona yaklaştığınızda. O size olacağı biteceği anlatır zaten. Ne kadar çok kişi kurtulursa, nesile o kadar çok örnek olursunuz. Gidin efendim ailenizi mi bulacaksınız, aşkınızı sevdiğinize mi haykıracaksınız, kayıp kediniz için gazeteye ilan mı vereceksiniz, ne yapacaksanız yapın ama yalnızlığınızı alt edin. O karanlık günlere dönmeyin. Sakın ola pes etmeyin. İsteyin, kazanın; hayal edin, başarın. Kendi formülünüzü kendiniz bulacaksınız elbette ama bu tavsiyeler de belki işinize yarayabilir. Bu yazıdan sonra Kazım KOYUNCU’ dan “Yalnızlığı Anla” parçası da iyi gider hani benden tavsiye (sözlerine dikkat şarkının). Lafı uzatmaya gerek yok. Size bu konuda yapabileceğim en güzel dua, hayatınızdaki yalnızlığın, bir baş ağrısının uyumayla geçmesi gibi kolay geçmesi şeklinde olur herhalde.

yazar : başkabiri

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s