Itrî ile Hasbihâl

Sâyesi düşmez yere bir böyle nahl-i Tûr’sun

    Mihr-i âlem-girsin başdan ayağa nûrsun”

     Itrî

2012 yılı, büyük Osmanlı bestekârı Buhûrîzâde Mustafa Itrî Efendi’nin ölümünün 200. yılı olması münasebetiyle, UNESCO tarafından “Uluslararası Itrî Yılı” olarak kabul ve ilân edilmiş bulunmaktadır.*

Sahip çıkamadığımız değerler, kıymet bulabildikleri yerlere doğru birer birer göç ediyor. Neleri muhafaza ettiğimizi ve neleri muhafaza edemeyip elimizden kaçırdığımızı sorgulamamızın vakti gelmiştir. Elindeki elmasları görmeden, kömür aramaya çıkan ve bulduğu kömürü el üstünde tutan tüccarlara benziyor hâlimiz. Kömür sahibi elmasın peşinde, elmas sahibi ise kömürün.

Çölün kumlarında altın zerrelerini arayan değerlerimizi, gaddar kömür sahiplerinin ellerine bırakamayız, bırakmamalıyız.

Buhûrîzâde Mustafa Efendi kimdir?

Türk musikisinin en büyük üstadlarından biri olan Itrî, 17. yüzyılın büyük bestekârıdır. Çiçekçilik ve meyvecilikle uğraştığı için Itrî mahlasını kullanmıştır. Lale Devri’nde adı dillere destan olmuştur. Yenikapı Mevlevihanesi’nin şeyhi Ahmed Dede’ye bağlanarak Mevlevî olmuştur. Yenikapı Mevlevihanesi Şeyh Galib’in çilesi dahil pek çok çilelere şahitlik etmiştir.

Huzur çilede gizlidir.

Değil mi ki biz “Yenilirken bile yendiğimizi bilirdik.”

Itrî Osmanlı Sultanı IV. Mehmed tarafından himaye edilmiştir. Klasik Türk Musikisinin bel kemiğini oluşturur. Bini aşkın bestesinin olduğu bilinir fakat bunlardan yalnızca kırkı günümüze kadar ulaşmıştır.

Segâh Kurban Bayramı Tekbiri, kutsal emanetlerin ziyaretinde okunan Segâh Sal-ât-ı Ümmiye, Mâye Cuma Salâtı, Segah Mevlevi Ayini, Rast Naat değerinden hiçbir şey yitirmeden günümüze kadar ulaşan ve 300 yıldır etkisini devam ettiren eserlerdir. Ve bu eserler bizlere hiç de yabancı değildir.

Tanıdık rahmet ezgileridir bunlar, yıllarca kulaklarımıza çalınan.

Itrî’nin “Tûtî-i mu’cize-gûyem ne desem lâf değil” bestesinin güftesi Nef’i’ye aittir.

“Tûtî-i mu’cize-gûyem ne desem lâf değil

Çerh ile söyleşemem âyînesi sâf değil

Ehl-i dildir diyemem sînesi sâf olmayana

Ehl-i dil birbirini bilmemek insâf değil.”

dedikten sonra Nef’i, söz kalır mı hiç buralarda?

Ah! Hakikat sır’dadır, kime gerek büyü. Büyüleri bozdu Itrî, sır’ları yürümek kaldı bize.

“Ağlamazsam ölürüm.” derler bilirim. Hafız söyler de ağlamamak olur mu? Nevâ makamından Kâr atıverir bizi Yusuf’un kuyusuna?

ve Yusuf en çok annesini hatırladı kuyuda.

Ben bir de ezanları hatırlasak diyorum.

………………………………….

Kuyudan çıkılır elbet

fakat

“Bilesin kavuşmak yoktur İslamlıkta”

*Yalçın Çetinkaya

Kullanılan Kaynaklar

-www.enfal.de/ecdad122.htm

-http://tr.wikipedia.org/wiki/Buhurizade_Mustafa_Itri

-Meydan Larousse Büyük Lugat ve Ansiklopedi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s