İhmale Gelmeyen Şeyler Var

Şu boşluk hissi.

Bilirsin, mutlaka yoğun bir tempo arkasıdır. Ama n’olursa olsun sevgili ‘okuyan’, uyku önemli bir şey. İhmal etme.

Bu arada sıcaklar sadece beni mi hasta ediyor? Mide sınırlarıma girebilen tek şey şeftali.

Geçen sene. Kız kıza takılmalar zamanı. Eskiden çok sevdiğimiz, “Yirmi kişi çıksak göçmez mi bu?” diye düşündüren yıkıldı-yıkılacak o güzel ahşap binasında hizmet veren, ama şimdi taşınan, nargile kafe moduna bürünüp kendini aşağılayan (dolayısıyla artık önünden geçmediğimiz, ki nargileyle sorunumuz olduğundan değil, ne uzun parantez içi oldu bu), güzel kahveleri, güzel müziği olan o mekandayız yine. Bir şarkı başlıyor. Çok tanıdık, senelerdir bir şekilde dinliyorum. Ama kim olduğunu, ne olduğunu bir türlü çıkaramıyorum. Babamı aradım. Zaten onları çok fazla aradığım bir dönemdi. Allah’ım, ne dönemler geçiriyoruz. Neyse, müziği duyup duymadığını sordum babama. Duymuyordu tabi. Hoparlörlerden birine yaklaştım ama nafile. Sandalye çektim. Üzerine çıkıp Okumaya devam et

“Evet sen, Sicilyalı olan gel buraya.”

Kısık, hırıltılı ses tonuyla konuşur çoğu zaman. Yok gibidir aslında, ama yokluğundan emin olmamak varlığını bilmekten daha çok etki uyandırır insanda.

Hepsi benzer takım elbise giymiş, benzer fötr şapkayı takmış, 60 ‘ların Sicilya’sındaki mafya gibidirler. Sen kaçmaya çalıştıkça beklemediğin yer ve zamanda bir şekilde karşına çıkmayı başarırlar. Onlardan olmasa bile, her gördüğün şapkalı ya da takım elbiseli sana kendilerini hatırlatmak için bir sebeptir. Yakaladıklarında canını yakmaları yanında aksi olsa dahi hissettiğin korku seni her gün öldürmeye yeter.

Bu gruplaşmış engellenemez gibi görünen akım kimine göre ertelenen sorumlulukların oluşturduğu kaosu, kimine göre eski sevgiliyi, kimine göre de zamanında gerçekleştirilmemiş olan olaylarla  dolu bir geçmişi temsil eder.

Başlangıçta en mantıklı şeyin kaçmak olduğunu düşünsen de “yüzleşmek” yapacağın en bilgece hareket olur. Çünkü sana acı çektiren şeyi oluşturmakta payın olduğu gibi yok etmeye de gücün vardır aslında.

Sonunda ölüm bile olsa, korku içinde yaşamaktan iyidir. Ne kaybedebilirsin ki?

“Sakın bana masum olduğunu söyleme çünkü bu zekama hakarettir.” Don Vito Corleone

Not: Godfather izlenmeli, Nino Rota bestesi bir de Ahmet Koç’tan dinlenmeli.

Şehre Veda

Başa not: Yazmak. Yazmaya çalışmak en azından. Bir zamanlar nefes almak gibi olan bir şeyken şimdilerde denizde boğulmaktan farksız olan bir şeyde yine de diretmek… “Old habits die hard”

Nefes alışın geri gelmesini beklemek, nefesini tutup yine de ümitle beklemek… Onun kokusunu hayal ederek, ilk aldığım nefes onun olacak, ilk aldığım nefes o kokacak düşüncesiyle beklemek…
Hayal edin…

Hiçbiri birbirini ismen tanımayan, ama hepsi aynı şekilde gülen, aynı şekilde ağlayan, aynı şekilde sevinen, aynı şekilde selam veren, aynı şekilde yürüyen insanlardan oluşan bir şehir. Öyle bir şehir ki, düşene kalkana kadar yardım edilen, ismi bilinmese bile kalbi bilinen bir şehir. Nefes alınabilinen bir şehir. Sadece nefes alınabilinen. Daha fazlasına gerek var mı ki zaten? O şehirde bir kız.
Kaybolan ve kaybeden…
Yolları kaybeden, adresleri, tarifleriyle beraber…
Sevdiklerini, bağlılıklarıyla beraber, bütün halleriyle…
Şimdilerdeyse kaybedecek bir şeyi kalmadığından sokaklarında kendini kaybeden bir kız… Yürüyerek. Ve kolayca…
Kendini kaybedene kadar yürümesi, kaybettiklerini aradığından değil.

Sokaklarda boş boş tek başına yürürsün bazen. Sadece yürümek için… Yürümek bahsedilen kadar basit değildir, o kadar boş da değildir. Yürümek (hem de tek başına) herkesin kaldırabileceği bir şey de değildir…
Şehri Okumaya devam et