Düşmesin Bu Kıvılcım

Bakıyorum da yine ayrı düştük be dost. Aramaz olduk yine cana en yakın olanı. Yaşananlar hâlâ dimdik kalabilirlerdi isteseydik, sadece yıllanmış olurlardı, sadece yaşlanmış bir parça. Birazcık da unutkan belki. Demem o ki, yaşarlardı bir şekilde. Ama istemedik galiba, ya da bilmiyorum tam olarak ne; ‘anı’ oldular artık, ‘merhum’ ettik, gömdük onları, olmayan vefamız ve bir türlü bitmeyen işlerimizle.

Okumaya devam et

“ilk-yaz”

Hani bazı şarkılar vardır, nefessiz bırakır dinlerken.

Aslında önceden dinlenmemişlerdir, ama bir yerde bağlıdırlar anılara en can alıcı yerinden.

Anı akışından nefes almaya vakit bulamaz, hayatı değildir akan sanki, yaptığı yanlış seçimlerdir an be an gözüne sokulan kürdan gibi. “Nasıl yaptım ben bunu” diye düşüncelere dalar, belki yürünen yolu belki de denize düşmek üzere olduğunu bile göremez kişi o yoğunlukla…

Okumaya devam et

Bob Dylan’ın Nergis Sevgisi

Geçenlerde Üsküdar’a bahar gelmişti. Gökyüzünü elimizden alan perdeleri sonuna kadar açmıştık. Pencerelerin açılacak sadece iki kanadı olması çok acıklıydı. Coşku insanın damarlarına bir kere doldu mu, hep daha fazlasını istetiyor. Sonra tüm aile pencereden atlamıştık. Tüm aile dediysem pencere kanadından sığabilen kadarımız. İlk coşku anının geçmesiyle, sıranın, arkada atlama sırasını bekleyen kişiye gelmesi aynı sürede oluyor olsa gerek, yarımız pencereden atlamamıştı. Korkmuş olduklarını söylemeyeceğim. Heyecanın alışkanlığa dönüşmesi sınırındaydılar ne de olsa. Korkacak bir şey yoktu, yukarısı pamuk aşağısı nergis doluydu. Nergisler bayıltıcı kokular saçarken bu paragrafın bitmesi gerektiğini düşünüyordum. Okumaya devam et